Fuat TÜRKMEN

Fuat TÜRKMEN

f.turkmen@haberler23.com

KÜTTAP (1)

Sanal alemin ilizyon dünyasından, tozlu rafların sarı sayfalarına yônelebilmenin yetenek olduğu günümüzde, biçare bilgiler iki kapak arasında deşifre olabilecekleri günü beklemekteler...

Yevmiye bilgilerle sanalın karelerini renklendirenler, futbol ve tezahür(et)lerine devam ede dursunlar, biz; okuma olayının ayrıntılarına değindikten sonra, anlatmak istediğimiz asıl okuma anlayışına doğru geçmek istiyoruz.

Okuyabilmek; akledebilmenin ürünü olan anlayabilmektir. Kelimeleri terim ezberinden kurtarak kavram kabiliyeti ile buluşturabilmektir. Dolayısıyla kişinin kavrayabileceği her algı, okuyabildiği bir olgudur. Bu olgu; zihinde pike yapan düşüncenin getirisi olarak dile döküldüğünde ise; kişi okuduklarının listesini bir an da, sunuverir sizlere, gerek lisan, gerekse lisanı hal ile..

Ne diyordu Sheakspear "olmak ya da, olmamak işte bütün mesele bu..." biz ise sözü şöyle düzenleyelim "bakmak ya da, görmek işte bütün mesele bu..!"
İnsanın okuyabileceklerini tek tek sıralarsak okuma olayının sadece kitaplarla sınırlı kalmadığını görmüş oluruz. 

Örneğin; vahiy bir kitap, insan bir kitaptır, toplum bir kitaptır, eşya bir kitaptır, hakikat bir kitaptır, olaylar bir kitaptır, yeryüzü ve gökyüzü okunmaya değer bir başka kitaptır.

Tüm bunları ve nicelerini alemlerin Rabbı olan Allah, insanın hizmetine birer kitap olarak sunarken, insan ise, kendi iradesi ile bakmak veya görmek arasındaki tercihi, kendince bir rehber edinmiştir.

İstanbul Fatih semtinden, Eminönü'ne belediye otobüsü ile giderken, o an aklıma gelen, bir hususu face'ye dökme gereği duydum. 

Bir ara yanıma bir bayan oturunca iyice köşeye çekilip, yazıma devam ettim. Beri tarafta kızı hemen bitişik koltuğa oturup, annesiyle bir iki kelam edince, az da, olsa utanarak "özürdilerim, normalde yer vermem gerekirdi, fakat elimdeki yazıya takılı kalmışım" deyince, küçük bir sohbet başladı, memleket v.b sorular işte...

"Mahmutpaşalı'ya nasıl gideceği mi?" sorunca, "iyi biz de, oraya gidiyoruz, bizimle gelirsiniz" dedi ve otobüsten inince kızını tanıtıp yürüyüşe devam ettik. 
Hanım kızımız mimarlık fakültesinde okuyormuş. Her ikiside tesettürlü olan bayanlarlarla sohbet bu yönde devam ederken, konu büro açmaya geldi. Annesi "hele bir süre çalışsın ve birikim yapsın, sonra bir büro düşünürüz" deyince, ben de, "neden teşvik kredisine baş vurmuyor sunuz?" diye sordum. Annesi ve kızı birlikte "hayır. Biz öyle şeylere karşıyız" dediler. Ben de, her zaman ki, sivri zekâmı konuşturup "iki üç ortak açarsınız. Krediyi arkadaşlarınız çeker, ödemeyi birlikte yaparsınız. Böylece siz kredi işine bulaşmamış olursunuz, büro da, açılmış olur" deyince; aldığım cevap tüm okuduklarımı sınıfta bırakacak nitelikteydi:

"Hocam Allah aşkına olur mu öyle şey? Netice de, bulaşmış oluyorsunuz...!"

Koskoca fıkıh ve ilmihal kitaplarının öğretemediğini öğretmişti bana o tek cümle, hile-i şeriyye nedir diye...?

Bakmak veya görmek, sanırım bütün mesele bu ...! 

(Devam edecek)

Ftürkmen.

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: Medya İnternet