|
SON DAKİKA
Kaya Karakaya Anadolu Lisesi Bilim…
Elazığspor'dan Transfer Açıklaması
Elazığ Şehidini Gözyaşları İle Uğurladı
Diğer Davacılar da Davalarından Vazgeçsin
İMTİHANDAKİ SEBEPLER VE SONUÇLAR
Ayça SONER a.soner@elazighaberi.com
İnsan yaratılışı gereği, kendisini odaklamaz, bazı konuları tekrar etmezse alışmaya, ezbere yaşamaya yatkın bir varlıktır. Rabbimiz insanın bu alışkanlık ruhunu bir imtihan konusu olarak yaratmıştır. İnsan Rabbini, yarattıklarını, herşey üzerindeki kontrolünü sürekli hatırında tutmadığında yaratılışa yüzeysel bakmaya, bu mucizeleri unutmaya başlayacaktır. İnsanların geneli çocukluk yıllarından itibaren kendi yaratılışı, diğer varlıkların yaratılışları ve dünyada bulunuş amacı hakkında düşünmemeye yatkın yetiştiğinden, çevresindeki mucizeleri ve sanatı göremeyecek hale gelir. İnsan derin düşünmediği, bulunduğu hali sorgulamadığı sürece bu yüzeysellikten de kurtulamayacaktır.
Rabbimiz imtihanın bir gereği olarak olayları sebep-sonuç dairesinde yaratmıştır. Örneğin bir ağacın oluşması için toprağa tohumun ekilmesi, tohumun güneş, ısı, su ve bazı mineraller ile beslenmesi gerekmektedir. Yine bir hastalığın iyileşmesi için ilaçlara ve doktorlara ihtiyaç vardır. Bir arabanın yapılması için tekolojiye, kullanılacak malzemelerin doğadan bulunmasına, arabayı yapacak işçilere ve mühendislere ihtiyaç vardır. Anlattığım bu birkaç ayrıntı, gerçekte akılda tutulamayacak kadar ince detaylar içermektedir. Örneğin sadece bir virüsün yapısı sayfalar dolusu bilgi içermektedir. Ancak insanların geneli şeytanın oyununa gerelerek bu mucizevi gerçekleri düşünmemekte, daha çok yaşamını sürdürebileceği bilgileri bilmeyi yeterli görmektedir. Derin düşünmek, detayları, mucizeyi ve sanatı görebilmek bu insanlar için önemsizdir.
“Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz?’’ (Nahl Suresi, 17)
Bütün bu sebep-sonuç ilişkisi içinde var olan varlıkları Rabbimiz sadece “OL’’ kelimesi ile var etmiştir. Rabbimiz’in bunun için düşünmeye, plan yapmaya ve beklemeye ihtiyacı yoktur.
“Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir.’’ (Yasin Suresi, 82)
Evreni yaratan Rabbimiz, insanı da bu yaratılışı kavrayacak bir akılla var etmiştir. Bu yüzden sonuçları sebeplere bağlantılı olarak yaratmıştır. Eğer Rabbimiz sonuçları sebeplere bağlı olmadan yaratsaydı, insan aklı bunu kavrayamaz, şaşkınlığa düşerdi. Örneğin bir çiçek tohum olmadan, toprağa konmadan, direkt yerden çiçek olarak bitseydi, bu duruma şüphesiz çok şaşırırdık. Hz. İsa (as)’da Hz. Meryem’den babasız dünyaya gelerek ve bebekken konuşarak kavminin şaşkınlığa düşmesine, inananların imanının artmasına vesile olmuştu.
Hani melekler, dediler ki: "Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır." "Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır. Ve O salihlerdendir." "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "ol" der, o da hemen oluverir." (Ali İmran Suresi,45-47)
Ancak imtihan ortamının gereği olarak böyle mucizeler Allah dilemedikçe olmaz. İnsan bu yüzden alışkanlık gafleti ile karşı karşıyadır. İnsan sebepleri zorunlu kabul edip, bunların Rabbimiz’den bağımsız gerçekleştiğini düşünürse büyük bir hataya düşer. İnsan unutmamak ve alışkanlık perdesinden kurtulabilmek için sebepleri de yaratanın Allah olduğunu sürekli düşünmeli, çevresindeki gördüğü detayları Allah’tan bağımsızlaştırmamalıdır.
Eğer Allah çevremizde gördüğümüz ve yaşadığımız her hadiseyi direkt sonuçlarıyla yaratsaydı, imtihanın boyutu değişirdi. İnsanlar sürekli mucizelere şahit olacağından iman etmek daha çabuk olabilirdi. Ancak böyle değil. Rabbimiz imanın dikkat verilerek ve çaba gösterilerek kazanılmasını istiyor. Bu şekilde gerçekten iman edenler ile samimiyetsiz olanlar birbirinden ayırt edilmektedir.
Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|